
1970’li yılların başında, dilbilimci John Grinder ile matematikçi Richard Bandler, başarıyı yaratan faktörleri merak ettiler. Neden bazı insanlar başarıyı yaratabiliyorlar ve bazıları ise yaratamıyorlar. Başarılı olanları diğerlerinden ayıran şey neydi?
Ve birbirinden farklı alanlarda çalışan, ama çok başarılı oldukları kanıtlanmış insanları incelemeye başladılar. Bunlardan bazıları, Virgin Satir (Aile Terapisti), George Bateson (Antropolog), Fritz Persl (Gestaltın kurucusu), Milton Erickson (Modern hipnoterapinin kurucusu)’dır.
Ve giderek farkına vardıkları şey, başarı ne kadar özgün bir süreç gibi gözükse de, ne kadar kişiye özel gözükse de, başarılı olan insanlar ortak bir ana kalıp kullanıyorlardı. Çoğu kez kendilerinin de farkında olmadıkları bir strateji uyguluyorlardı. Ve nüanslar ne kadar zengin olsa da, başarının stratejisi ortak bir ana kalıba oturuyordu.
NLP, başarı stratejilerini modellemenin mümkün olduğu önermesinden doğdu. Önerme şuydu. Başarı modellenebilir. Ve bir alandaki başarılı kişi modellenerek, en az onun kadar başarılı olmak mümkündür.
Bu önermenin dayandığı bilimsel öncül şu idi. İnsan biyolojik bir yapıdır. Ve tüm fonksiyonları, “nörolojik” (sinir sistemsel) süreçlerdir. Hepimiz doğuştan aynı nörolojik formasyona sahip olduğumuza göre, sonuçta başarı ya da başarısızlığı belirleyen, nörolojik yapımızı kullanabilme kapasitemizdir. NLP’nin N’si (Nöro) buna işaret eder.
İçimizdeki dünyayla ve dışımızdaki dünyayla ilişki içindeyken, kullandığımız aracı sistem “dil yapılarıdır”. Nörolojik yapımızın şimdiki girdi ve çıktı üretme yeteneği, onu hali hazırda nasıl “programladığımızla” ilgilidir. Dil yapılarını kullanarak, nörolojimizi şu anda hangi dünyayı yaratmak istiyorsak onu yaratacak şekilde programlıyoruz.
NLP, (Nöro Linguistik Programming), ya da “sinir dili programlaması”, nörolojimizin yeni algı düzeyleri ve sonuçlar üretme kapasitesinin bir sınırı olmadığını, ona bu sınırı, Dil yapılarını kullanarak, bizim verdiğimizi öncüller.
Başarılı bir insanı modellemek demek, aslında, bizi aynı alanda başarısız kılan programımızı fark etmek ve onu bizi başarılı kılacak bir diğer programla değiştirmek demektir.
“Koşullarımızın kurbanı değil, yaşamlarımızın mimarıyız” deyişi bu durumu çok güzel açıklıyor.
Modern insanın en büyük sınırlayıcı varsayımı, dış koşulların seçeneklerini daralttığı ve yarışa çok geriden başladığı ve haksız rekabete maruz kaldığı hakkındadır.
NLP ye göre bu varsayımın kendisi en büyük sınırlayıcı varsayımdır.
NLP Platformu, ne kadar bize öyle gelmese de, insanın, yarattığı hayatı, nörolojisini programlayarak kendisinin belirlediğini yüzeye çıkarır. NLP, insanın yüzey yapıdaki çalkantılı varoluşunun, derin yapısındaki nörolojik programlamayla ilgili olduğunu açığa vurur. Ve bu süreç, aynı zamanda istenen başarıyı ya da sonucu yaratmak için gerekli yeni programın ne olduğunu da ortaya koyar.
NLP’de ilginç olan, nörolojiye yeni seçenekler kazandırmanın, zor olmayıp çok kolay olduğudur. Bu süreç, insanın kendi algı ve farkındalığıyla boğuşmasını gerektirmez. NLP’de geliştirilen dil ve davranış kalıplarının doğrudan uygulanmasıyla nörolojik proses, farklı duygu, düşünce ve davranış seçenekleri üretecek şekilde yeniden düzenlenir
Bu çok iddialı görünebilir. Ama insanın, tüm duygu, düşünce ve davranış süreçlerinin nörolojik düzeylerden ibaret olduğunu fark edersek, iş değişir. Ve önümüze yeni ve olağandışı bir seçenek çıkar. İnana geldiğimiz her şey, nörolojik bir seviye ya da kombinasyon ise, neden kendimiz ve dünya hakkındaki algımıza yeni seçenekler kazandırmayalım. Ve bu yeni seçeneklerin yarattığı duygu ve davranış kalıpları bizi başarılı ve mutlu kılacaksa, kendimizi neden yeniden programlamayalım.
NLP ye göre, insanlar yaşadıkları hayatı, tüm acısına sıkıntısına karşın anlamlı bulurlar. O yaşam ıstırabına değmektedir. Umut etme ve ıstırap döngüsü yeterince doyurucu bir anlam üretmektedir. Çekilen korkular ve ıstıraplar umudun maliyetidir. Ve çekilmelidir. Ve bu durumda tabi ki değişim isteği doğmayacaktır.
Çünkü benlik yapımız bize en derin illüzyonu sunmaktadır ve hayatımıza anlam katmaktadır. Değişim benlik yapımızda gerçekleştiğinden, onu dönüştürmek için NLP’yi kullanırken, inanç sistemimizin dönüşmesi kaçınılmazdır.
NLP de ilginç olan diğer bir şey ise, insana, kuantum mekaniğinde var olan özne-nesne ikiliğini aşmış bir tanıklıkla bakabilme becerisini geliştirmiş olmasıdır.
NLP, insan bilincine dair yeni bir paradigma!
NLP 21. yy’da sadece kişisel gelişimi değil, Kurumsal gelişimi de içine alan bir etkinlik alanına sahip. NLP, İnsan uygarlığının, üzerinde yükseldiği anlayış kalıplarını neden öyle ürettiğini insan bilincinin derinliklerinde buluyor. Problemi kaynağında çözüyor!
NLP, insan bilincinin doğasını anlamaya yönelik öncü platformlardan biri oldu. Ve NLP, 21. yy’da, bu alandaki büyük dönüşümlere de rehberlik edecek gibi.
NLP dört temel ilke üzerinde yükselir. 1- Ne istediğini bil. 2- Onu duyularınla ölçebil. 3- Esneklik göster. 4- Harekete geç
Ne istediğini bilmek, projeyi tasarlamadan önce, bir amaca ve vizyona sahip olmakla ilgilidir. Bir mimar bir yapı projesi çizmeden önce ne istediğini, ya da müşterisinin ne istediğini bilmek zorundadır. Ne istediğini bilmek, o ürün hayata geçtiğinde, hizmet ettiği manevi değerin bilinmesi demektir. Buna misyon diyoruz. Ve bu manevi değere hizmet ederken onun yere düşmüş gölgesi olan, maddi olarak nelere hizmet edeceği olgusu ise, bizi vizyona götürür. Bir mimar, yapacağı projenin misyonunu bilir ve vizyonunu üretir. İşte ne istediğini bilmek, misyon ve vizyon duygusuna sahip olmak demektir. Bu iki aşama sadece duygudur. Ortada her hangi bir ürün yoktur. Sadece potansiyel bir yaratımın duygusu vardır. Ne istediğini bilmek en önemlisidir. Projenin üzerinde çalışmaya başlamak için bu aşamanın tam olarak geçildiğinden emin olmak gerekir.
NLP ne istediğini bil dediğinde çok şey söylemiş olur. İçinde yaşadığımız bilgi bombardımanı içinde doğan milyonlarca isteğin bizdeki yansımalarına yanlışlıkla isteklerimiz etiketini yapıştırırız. İsteklerin çoğu mediokrasinin ürünüdür. Ve gerçek değerlerimizi tatmin etmediği için bizi yarı yolda bırakırlar. Ruhumuzla bağlanmadığımız ve yolculuk boyunca değerlerimizi tatmin etmeyen istekler, doğru dürüst projelendirilemezler.
Bu aşama, yani ne istediğimizin açığa çıkarılması aşaması NLP için olmazsa olmazdır. Bu aşamanın doğru geçilmesi için teknikler üretmiştir. Bu tekniklere genel olarak “iyi tasarımlanmış sonuçlar denir.” İsteklerimizin değerlerimizle desteklenip desteklenmediği üzerinde geniş olarak durulur. Ve isteklerimizin gerçekten bize ait olduğu kesinleştirilir.
İkinci aşama onu duyularımızla ölçebilmektir. İstediğimiz sonuçlar, beş duyumuzla ilişkilendirilmelidir. Onlar hayatın içindeki somutluklardır. Eğer istediğimiz şeyler somutsa bu nispeten kolaydır. Somut istekleri beş duyumuzla ölçmek kolay olacaktır. “İstediğime ulaştığım şu anda ne görüyorum ne işitiyorum ve ne hissediyorum.” Beş duyumla istediğim sonucu nasıl temsil ediyorum. Bunu tasavvur etmek, istediğimiz sonucu duyularımızla ölçmek demektir. Bunun anlamı iki boyutludur. Birincisi, istediğin şeyin gerçekten yapacağın yolculuğa değip değmeyeceğine karar vermen için son bir ölçü sunar. İkincisi ise, istediğini elde ettiğinde bundan emin olmanı sağlar. Çünkü en baştan başarmış olmanın duyusal ölçütlerini belirlemişsindir. Bu durumda başardığından emin olursun. Soyut amaçların duyusal ölçütü nasıl olacaktır. Örneğin özgüven elde etmek istiyorum dediğimizde, bunun duyusal ölçütü, özgüvenli bir duruşun ve eylemin içinde kendini görmek, işitmek ve hissetmektir. Yani soyut hedefleri başarmış olmanın ölçütü eylem durumundan çıkarılır.
NLP, düşüncenin duyularımızla yaratıldığını ortaya koyar. Bazılarımız düşünceyi görerek, bazılarımız işiterek, bazılarımız da hissederek üretiriz. NLP Bu duyulara “temsil sistemleri” diyor ve düşünceyi duyularla temsil ettiğimiz gerçeğini derinden vurguluyor. NLP tekniklerinin hepsi bu temel gerçeğin üzerinde yükselir. Düşünce davranışlarımıza yön verir. Ve davranışlarımız yaşamımızı yaratır. Düşünceye yön veren ise temsil sistemlerimizdir. NLP, öyleyse der, temsil sistemlerimizin düşünceyi nasıl ürettiğini keşfedersek, bizi destekleyen ve besleyen düşünceyi üretebiliriz.
Esneklik üçüncü temel ilkedir. Bu, hedefimiz yönünde giderken, rotada her zaman küçük ya da büyük sapmanın olabileceğini baştan öngörmek ve kabul etmektir. Aya giden apollo araçlarının ay yolculuğunda yüze yakın küçüklü büyüklü rota ayarlaması yaptığı söylenmiştir. İnsan, en doğru hedefe yönlendiğinde dahi bu düz bir çizgi değildir. Zaman zaman hedefi gözden kaybettiğimiz, zaman zaman rotadan çok uzaklaştığımız duygusuna sahip olabiliriz. Esneklik demek, hedefle aramızdaki çizginin giderek doğrusal bir çizgi olmaktan çıktığını gördüğümüz halde; hedefi zaman zaman gözden kaybettiğimizi düşündüğümüz halde, misyon ve vizyon düzeyinde hedefle bağımızı kaybetmemek ve bulunduğumuz yeni ve olağan dışı görünen koşulları hedefimiz için yeniden çerçeveleme becerisi göstermektir. Esneklik, koşullar ne kadar uygun değilmiş gibi gözükse de hedefim için bu yeni koşulları, anlamlı verilere dönüştürebilirim demektir. Esneklik demek, hedeften ne kadar uzaklaşıyormuş gibi görünsem de ona doğru gittiğimin bilinci içinde kalmak demektir. Koşullar, bu esnek ruh hali içinde bir süre sonra şaşırtıcı bir biçimde yeniden hedefe hizmet eder hale gelecektir. Hatta çoğu kez o toz duman içinde hissedilen anlar bile, hedefe doğru giderken geçilmesi gereken anlamlı referanslara dönüşürler.
Son temel ilke hareket geç. NLP, düşüncede kalan hiçbir şeyin bir değişim yaratmayacağını öngörür. Tüm NLP teknikleri bir davranış üretmeye teşvik anlamındadır. Çünkü ancak bir davranış üreterek yola çıkabiliriz ve geri bildirim sürecini başlatabiliriz.
Hedefimizden kesinlikle emin olduğumuzda, onu duyularımızla ölçebildiğimizde, yol boyunca rotayı korumak için esnekliğin ne kadar önemli olduğunu fark ettiğimizde, artık yola çıkmaya hazırız demektir. Bir davranış üret, ne olursa. Çünkü herhangi bir davranış bizi bir geri bildirim döngüsüne sokar. Ve öğrenmeye başlarız. Öğrendiğimiz şey, yolculuk boyunca değerlerimizi yeniden ve yeniden keşfetmek ve tüm yolculuğu anlamlı kılmak için değerlerimizle olan derin bağımızı özenle korumamız gerektiğidir. Çünkü fark ederiz ki, tüm hedeflerimizin arkasında tatmin olmayı bekleyen değerlerimiz vardır. Ve yine anlarız ki yolculuğun asıl anlamı yol boyunca değerlerimizi yaşamaktır. Ve elde edilmesi gereken sonuç sadece bu gerçeğin ödülüdür.
Ve yine anlarız ki, sonuçlar, süreçleri anlam dolu tatmin dolu yaşamak için işaret direkleridir. Ve ancak süreçler böyle yaşandığında elde edilen sonuçlar en derin tatminleri sunarlar.
NLP sorunların onu üreten mantık seviyesinde çözülemeyeceğine vurgu yapar. Öncelikle tespit edilmesi gereken, çözülmesi istenen sorunu hangi mantık seviyesinin yarattığıdır. Bazı sorunlar sadece çevreyle ilişkilidir. Bunlar kişisel alanımızda mevcut olan “alan”, “eşya”, “insan” kaynağıdır. Bazen sorunlarımız sadece bu çevreden kaynaklanır ve çevrede yapacağımız bir değişiklikle ortadan kalkar. Yani davranış düzeyinde bir eylemle çevre düzeyindeki sorun halledilir.
Davranış göstermek sorunu çözmüyorsa, daha üst mantık seviyesi devreye girer. Buna yetenek seviyesi diyoruz. Üretilen davranış sorunu çözecek kadar komplike değildir. Birey, bir uzmanlık bilgisine ihtiyaç duyuyor olabilir. Ve bu yeteneğin kazandırılması, NLP nin konusu haline gelir. Bu yetenek kazandırıldığı halde sorun hala bitmemiş görünebilir. Bu durumda, bir üst mantık seviyesi deveye girer. Buna inanç ve değerler seviyesi diyoruz. Bireyin hayat ve olaylara dair, varsayımları genellemeleri, yargıları sorunu yaratıyor olabilir. O zaman bireyin o bağlamdaki sınırlayıcı varsayımları araştırılır. Ve NLP kişinin kendi kendisine çelme takan inançlarını yüzeye çıkarır, onların üstünde çalışır. İnançlar sorunu yaratan bir yapıya sahip değilse, ya da böyle olmaktan çıktığı halde, hala problem kendini koruyorsa, bir üst mantık seviyesi devreye girer. Ona kimlik seviyesi diyoruz. Kimlik seviyesi kişinin kendi hakkındaki inancıdır. Kendi hakkında değiştiremediği, aslında belki farkında bile olmadığı bir hüküm yolunu tıkamaktadır. Bu durumda NLP kişiyle kimlik seviyesinde çalışır. O kişinin, kendisi hakkındaki peşin hükümlerinin yolunu nasıl tıkadığı üzerinde durulur. NLP teknikleri bu tıkanıklığı aşmak için kullanılır. İnsan kendi hakkındaki sınırlayıcı varsayımlarından kurtulur. Ve kimlik seviyesinde hiçbir sorun görünmediği halde, sorun devam ediyorsa, en üst mantık seviyesine bakarız. O kişinin hayata manevi olarak nasıl baktığına, Buna ruhsal seviye diyoruz. Hayatın bütününe dair metafizik genellemeleri yolunu tıkıyor olabilir. Bu genellemeleri ortaya çıkarmak ve bu genellemeleri daha evrensel ve yolunu destekleyen bir içerikle değiştirmek NLP’nin yeni işi olur.
NLP’ye göre, üst bir mantık seviyesinde sınırlayıcı varsayımlar ortadan kalktığında aşağıdaki tüm seviyelerde de buna bağlı olarak sınırılılık çözülür.
NLP, bir öncüller demetine sahiptir. Kişinin NLP tekniklerini uygulamaya başlamadan önce bu öncüllerin varsayımsal olarak da olsa doğru olabileceğine inanması istenir. Geçici bir kabul içine girmesinin önemli olduğuna vurgu yapılır. Bu bir anlamda inanmadan inanmadır. Söylenen şudur. Bu öncüllerin hepsi size ilk anda mantıklı gelmeyebilir ve yaşam deneyimlerinizle çeliştiğini düşünebilirsiniz. Buna karşın onlara inanmadan inanır ve denerseniz işe yaradıklarını göreceksiniz. Öyleyse bir deneyin ne kaybedersiniz.
Bu öncüllerin birkaçını saymak gerekirse;
“Başarısızlık yoktur geri bildirim vardır”; “İletişimin anlamı aldığın tepkidir”. “Başarmak için gerekli tüm kaynaklara sahipsiniz ya da bunları kolayca yaratabilirsiniz”; “En esnek olan seçenekleri en çok olandır”; “Anlamak istiyorsan eyleme geç”; “İnsanlar yapabilecekleri en iyi tercihi yaparlar.” “İnsan davranışı amaçlıdır.“; “Zihin ve beden tek bir sistemdir.”
Bu öncüller, NLP teknikleri içinde destekleyici inanç kalıpları olarak ele alınırlar. Ve kişinin kendisini köstekleyen inanç kalıplarının ötesine işaret etme yeteneğine sahiptirler.
NLP teknikleri, daha öncede belirttiğim gibi, temsil sistemlerinin, düşünceyi ve davranışı bizi destekleyen yönde yeniden üretilmesi için kullanılmasına dayanır.
Temsil sistemleri, görme işitme hissetme tatma ve koku almadır. Tatma ve koku almanın düşünceyi yaratma oranı görece düşüktür ve az sayıda insanda, bu temsil sistemleri belirleyici düşünceler yaratacak kadar etkindir. Buna karşın görme işitme ve hissetme her kişide değişik oranlarda etkilidir. İstatistik verilere göre kişilerin yüzde yirmi beşi’nde, sadece tek bir temsil sisteminin baskın olduğunu görüyoruz. Yüzde yetmiş beşlik bölgede ise bu üç temsil sisteminin özellikle ikisinin daha baskın olarak var olduğunu görüyoruz. Ve elbette bunlardan biri diğerine görece daha baskın oluyor…
Temsil sistemlerinin doğasını incelemeye ve nitelemeye alt biçemler diyoruz. Alt biçemler temsil sistemlerinin işleyiş biçimini analiz etmeye yardım ediyor; aynı zamanda bu analiz tekniklerini uygularken alt biçemleri gereğince kullanmamıza da hizmet ediyor. Kabaca görme temsil sisteminden söz ettiğimizde, alt biçemler, resmin büyüklüğü küçüklüğü, renkli ya da siyah beyaz oluşu, üç boyutlu iki boyutlu oluşu vb. niteliklerdir. İşitme temsil sisteminde, sesin şiddeti, ahengi, uzaktan, yakından gelişi, genliği vb. nitelikleridir. Hissetme de ise, sert, pürüzlü, soğuk, sıcak, donuk, köşeli, yuvarlak vb. niteliklerdir.
NLP tekniklerinin ayrıntısına girmek bir makalede tabi ki kolay değil. Fakat NLP tekniklerinin isimlerinden bahsetmek ve biraz da tanımlama yapmak bu makale için yeterli olacaktır.
NLP tekniklerinin başında
· Ayak uydurma ve yönlendirme
· Yeniden çerçeveleme
· Swish tekniği
· Çıpalama
· Zaman çizgisi
tekniklerinden söz edilebilir.
Ayak uydurma ve yönlendirme, iletişimin mükemmelleşmesini hedef alan bir tekniktir.
Yeniden çerçeveleme, davranışın niyetten bağımsız ele alınmasını sağlayan ve genellikle bağımlılıklarımızı araştırırken kullanabileceğimiz bir tekniktir. Bağımlılıklarımızı reddetmek yerine onları yeniden çerçevelemeyi başardığımızda, terk etmek istediğimiz bağımlılığın bilinç dışı düzeydeki fayda inancını daha anlamlı bir alışkanlıkla değiştirmeye izin veren bir tekniktir. Ayrıca bu düzeyde gelişen farkındalık diğer bireylerle ilişkide davranış ve niyet arasındaki ilişkiyi derinden kavramaya ve iletişimin bu anlamda mükemmelleşmesine yol açar. Çünkü bu farkındalık, diğer kişinin davranışlarının tümünün o anın içinde, olabilecek en kusursuz davranışlar olduğunun ayırtına varmasını sağlar.
Swish tekniği kimlik düzeyinde çalışır ve kimliğimize atfettiğimiz peşin hükümlerimizin, eğer biz onların farkına varmışsak, daha evrensel değerlerle destekli bir kimlik değeriyle takas edilmesini ve bunun bilinç dışı düzeyde yapılmasını sağlar.
Çıpalama tekniği, daha önce bizi destekleyen ve besleyen ruh durumlarının, şimdide ve gelecekteki her hangi bir anda, bizi desteklemek üzere açığa çıkarılması için üretilmiş bir tekniktir. Bu teknikle olağanüstü destekleyici ruh durumları bedenimize çıpalanır. Bu çıpalar, ihtiyacımız olduğu anda harekete geçirilerek, o ruh durumu şimdi ve burada tekrar açığa çıkarılır. Bu teknik zihin ve bedenin tek bir bütünlük olduğu temel gerçeğine dayanır. Zihinde olan bir şeyin bedende de bir karşılığı vardır ve bedende olan bir şeyin zihinde de bir karşılığı vardır. Bu diyalektik, çıpalama tekniğiyle bireyin yararına sonuçlar üretmek üzere kullanılmaktadır.
Zaman çizgisi, zamanı mesafe gibi algılatmak yoluyla, onu çizgisel bir algıya dönüştürür. Düne ve yarına metaforik olarak gitmek ve bilinç dışı düzeyde dün ve yarın hakkındaki imgelemi şimdiye getirmek, şimdideki imgelemi ise düne ve yarına götürmek diye özetlenebilir. Bilinçdışı çizgisel zamanı algılamadığından, bilinç dışı ve bilinç arasında bir köprü oluşturmak üzere zaman çizgisi metaforu harika bir iş görür. Bu metafor, kişiyi bilinç dışı düzeyle ilişki kuracak bir ruh durumuna götürür. Buna hipnotik trans da denebilir. NLP özellikle Milton kalıp tekniklerini bilinç dışına ulaşmada kullanır
NLP şunu fark etmiştir. Gerçek değişim sadece bilinç düzeyinde ya da sadece bilinç dışı düzeyde değil, ikisi beraberce bir değişimi olumladığında meydana gelmekte. O yüzden tüm teknikler, bilinç ve bilinç dışı düzeyde aynı anda çalışır diyebiliriz.
NLP tekniklerini uygulama alanı çok geniştir.
Bu alanlar hakkında bir fikir vererek makaleyi sonlandırmak istiyorum.
KULLANILAN ALANLAR
Eğitimde NLP
İş dünyasında NLP
Sağlıkta NLP
NLP Master Practitioner olan bir Psikiyatrist veya doktor yönetiminde gerçekleştirilir
Terapide NLP
NLP Master Practitioner olan bir Psikiyatrist veya doktor yönetiminde gerçekleştirilir
Kişisel gelişimde NLP
Aile içi iletişimde NLP
NLP henüz bitmemiş bir üründür. NLP’de ilginç olan, gelişen bilimin, özellikle kuantum fiziğinin bulgularıyla çok örtüşen bir öncüller sistemine sahip oluşu; bilinci ve onun hayatla olan ilişkisini kuantum düzeyde incelemeye almasıdır. Yeni bir çağın başlangıcında, tüm bilimler kendilerini yeniden konuşlandırıyorlar. NLP, insan psikolojisi ve sosyolojisi alanında başlamakta olan bir dizi devrimin başlangıcında yer alıyor..
NLP, Kişisel ve Kurumsal gelişim alanında anlamlı sonuçlar üreterek kendini yeniliyor ve ürünlerini çeşitlendiriyor.
Bu platformun gerçek değerini takdir edebilmek için, dayandığı öncüller sisteminin mantığı üzerinde derin düşünmek ve monist, holistik ve hatta holografik işleyen bir insan ve evren modeli hakkında bir perspektife sahip olmak gerekir. Tabi ki, Bu söylediğim NLP’yi anlamak isteyenler içindir. Ondan faydalanmak isteyenler için bu bir zorunluluk değildir. Fakat kendini keşfetme yolunda olan insan, en sonunda yaşamının tüm sorumluluğunu neden üstlenmesi gerektiğine dair ve neden koşulların kurbanı değil de yaşamının mimarı olduğuna dair bir bilimsel kesinliğe ulaşacaktır.
İnsanoğlu bu yüzyılı bilincin yeniden yorumlanması ve anlaşılması yüzyılı olarak yaşıyor.
Bilgi çağını yaşadığımızı söylüyoruz. Sanıyorum ki, kısa zamanda bu çağın bilgi çağı değil bilinç çağı olduğu anlaşılacak.
Bilgiyle ilişkimiz, bilincin doğasını, kişisel ve toplumsal evrimimiz için katma değeri en yüksek şekilde kullanmamızın yolunu açacak. Bilgi bilinci yeniden yaratırken, bilinç bilgiyi dönüştürecek ve dönüşen bilgi, insanlık ailesi için yeni bir uygarlığın yapı taşlarını üretecek.
NLP sadece bir başlangıç. Yakın gelecek, yeni bilimlerin çiçek açmasına gebedir. Yeni bir uygarlık yeni bilim şubeleri demektir.
Üniversitelerimiz, yeni dünyayı yeni bilimleri düşleyen beyinleri yaratmalıdır. Müfredatları, geleceği şimdiden hisseden, içinde büyüten bilinçlerin çiçek açması için uygun ortamları içermelidir. Hazır bir modeli öğretmekten hızla uzaklaşıp yaratıcı modelleri teşvik edecek okullar kurulmalıdır..
Örneğin NLP platformu bu anlamda harika bir baz yaratabilir. Bu anlamda üniversitelerin, müfredatlarına almaları gereken temel bir nosyondur
Sevgilerimle,